December 2011
7 posts
Ceplerde hep küçük askerler. Fonda bir acıklı şarkı, siz Türkler nasıl der arabesk, o kıvamda yani hayat. Sonra kapı girişleri hep manalı ve aynı zamanda ne hikmetse manasız. Şimdi çık işin içinden çıkabilirsen.
berber batmış, tekerlemeyi söyleyemediğinden.
Roma
bir romanın hangi sayfasındasın?
neler oluyor dışarıda? çok ses var. çığlıklar da var. kalın duvarlar, ince entariler ve çöp poşetlerini almaya gelen görevliler de var. durun vurmayın sakın o kuşu! ekmek kırıntıları, plastik masa örtüleri ve çöp poşetinden akan çöp suyu da var.
battaniyeyi de almadı köpekler üşümez mi şimdi dışarıda?
November 2011
3 posts
çekim gücü
çok naziğim;
beni, havaya asan şeye bile sör derim.
şatafatlı cümleleri seviyorlardı, tüm kadınlar bu yüzden halime kaldı..
October 2011
4 posts
duvar deyip geçme, orospu! Kaç fahişe bekleyip o duvarda eve ekmek götürdü biliyor musun?!
yerde kan damlaları. buradan bir köpek geçmiş ve bir de kasap Hayri.
baksana kokudan belli.
Tanrı! Tut bu zabıtı. Dileğimdir.
ne zaman bir gülücük sokak taşlarına dokunsa keşke köprüleri ve heykelleri yıksa terli belediye zabıtaları.
parmağını derin kesmiş bıçak altı da dikiş atılmış. ceviz ağacın altındaki papatyaları o çıplak adam koparmış.
parmaklıklar kırık. kırkı çıkmamış bir ölü ve selesi küflenmiş bir bisiklet çizmiş şair.
September 2011
2 posts
Bir adam görmek istiyorum adı Metin Oktay.
Gevende şarkılarına banıp öpsem seni olu mu?
August 2011
5 posts
burada boşluk çok ondan yazıyorum. bende boşluk çok O’ndan yazıyorum
Bana öyle bakma kuşlar ötmez oldu zaten penceremde.
Çıplak bir kadın iyi gider miydi bezirme ile?
Gevrek gevrek gülüşüyle beslerdi martıları güzel yüzlü Necmi.
July 2011
3 posts
pencere kenarında gıdım gıdım sürdürürken el işini üçüncü kattaki teyze dedikodusuz durur mu hemen yapıştırıverdi sıfatı yoldan geçen fabrikada işçi kıza kendince;
“bunun gözü oynaşta eli işte”
Zaten Bedri Amca da çayı şekersiz içerdi.
Tahta iskemlesi de eskimiş ama çok hatırası var. Her hatıra ve muhabbet kırıntıları sıkışmış yoldaki taşların arasına.
Boğulmuş ünlem işaretleri de var.
Gitti! Unutamadım. Unutamadım, gitti!
June 2011
10 posts
Fürüzan abla, sakın bakla yapma aç olsam da yemem!
Camı çocuk değil taş kırmış ki neden bağırıyorsun TEDAŞ’dan emekli Hüseyin amca. Sen hiç çocuk olmadın mı?
tam, tam cümle kurmasını öğrendim diyordu ki ilkokulda teneffüs terinin sahibi çocuğun ağzı aldı düğün müziği teneffüs zili yerine bir çingene darbukası;
tam-tam.
bana bi’ bak. ben sana bi’ baktım da. sen bana bi’ bak.
her gittiğim kentte parçalar kalıyor kendimden.
taş hep taş. çatı hep çatı.
neredesin Hayyam amca? ömere ihtiyacım var yeni bir şehirde yaşamaya.
nişan al! ateş. verdi komutan emri ayrı kaldı iki genç, nişanlıydılar iyi mi!
yerlere düşmüşüm - yerlerde düşmüşüm senlere düşmüşüm - senlerde düşmüşüm
senlerden yerlere düşmüşüm. düşmüşüm.
eski.otuzbeş
ne hikmet’se aynıymış günü doğum sahnemin, ölüm günüyle na hikmet’in.
Nazım’dan dolayı Haziran’da doğmak da zor.
May 2011
16 posts
ağzımın içinde o kadar göz ve sivri bir masa köşesi kaldı geriye.
kadın, giysileri ile umursamadan denize yürüyor. yüzü de belli değil tam. üşümez mi ki o kadın?
adamın gözünden oluk oluk renk akıyor sen ise öyle bakıyorsun. olacak iş değil. bir kova koymak lazım altına, ziyan olmasın o kadar boya. sonra şöyle boylu boyunca bir resim yaparız. belki paket paket sigaraları çizeriz avuç içleri ile kıvrılmış. ben zaten hiç de yazmasını beceremem. bulmacada resmimdeki sanatçıyı kim çizdi?
artık yıllardaki mutluluğumun derecesi bir Meksikalı fahişenin oğlu ölmüş haberinden bir gıdım az. yaklaşmıyor hiç kimse dünden kalmış kuş cesetlerine. ben de tükürüyorum türlü türlü perdeli pencerelerden üstlerine. ama üstüne alınan yok. az ya da çok umut varsa söyler misin bana? bir de koca koca binalar yapmışlar. sitemlere ayırmışlar, çirkin boyalı. biraz daha güzel olsaydım sevişmek zorunda...
üç perdeli bir tiyatro oyunu bu.
I genzimden geçmeyen bir gemisin sen çelikten yapılmış gövden hangi denizden çıkagelse isminin ezgisi de geçmez genzimden II hakkında bildiklerim sıfır. III sen, getir sadece isimlerini. koyarız güvertenin tam ortasına gittiğim bütün şehirleri.
çok düşüngeçiz.
entarinin köşesi olmuş mu? iğne ipliğin iğnesi batmış mı?
sorular bitmiş cevaplar gelmiş tazecik, yeni gelin gibi.
bir cümle çek virgülsüz olsun.
bir silah çek vurgusuz olsun. şehre geç kaldım ben. sonunda ödül yok ki. buradan mesafe de uzak. kumarda yedi kefen parasını pezevenk.
Ağız tükürükleri soluksuz yer değiştirirken bir ağızdan bir ağza birikmişti çoktan romantizmin teri köprücük çukurunda.
biz öz’leştik.
biz özleş’tik.
biz özleştik.
bazen öyle ölür.
eski.otuzdört
meyve tasalısı
bugünlerde yeşil erik yeşil çağla yeşil gözlerin var.
tatlı-ekşi tatlı-ekşi acılar.
ağız tükürüğü değişiminin dili
ne mösyö de sen bana ne ben sana madam. öpüşelim sadece Fransızca.
makileri koparma ki büyüsünler.
makileri sulamayı unutma ki büyüsünler.